Bakla Tepe Höyüğü

Arkeolojik Höyük
Adı: Bakla Tepe Höyüğü
il: İzmir
İlçe: Menderes
Köy: Bulgurca
Türü: Höyük
Tescil durumu: Tescilli[1]
Tescil No ve derece: 4066 / 1
Tescil tarihi: 12.11.1992
Araştırma yöntemi: Kazı
Araştırma yöntemi: Kazı

Bakla Tepe Höyüğü, İzmir il merkezinin 30 km. güneyinde, Menderes (Cumaovası) ilçesinde, Tahtalı Barajı nedeniyle terk edilen Bulgurca Çiftlik Köyü'nün hemen yakınında yer alan bir Höyüktür. Yıllardır bakla yetiştirilen bir alan olduğundan Köy'de Bakla Tepe olarak bilinmekteydi. Tarihöncesi bir yerleşimin höyükten köy altına kadar uzandığı, sapılan sondalardan anlaşılmaktadır.[1]

Höyük, 250 metre çapında, 20 metre yükseklikte doğal bir kayalık yükseltidir. Tepenin üstü 70 metre çapa varan bir düzlüktür. Yerleşmenin, MÖ 4. ve 3. bin yıllarda deniz ticaretini besleyen geri bölgede yer alan bir yerleşim olduğu, zengin buluntularla desteklenmelidir. I. Dünya Savaşı yıllarında tepede bir top mevzii açılmıştır. Daha sonra bu çukur köylülerce, yakındaki Klasik Dönem yerleşmesinden taşınan toprakla kapatılmış, daha da bir tahribata neden olmuştur. Ayrıca ev yapımında höyükten taş alınması ilave tahribatlara yol açmıştır.[1]

Kazılar

Höyük ilk olarak Prof. Dr. Numan Tuna [not 1] tarafından tespit edilmiştir.[2] Yerleşmede ilk olarak İzmir Arkeoloji Müzesi tarafından 1993-94 yıllarında yüzey araştırmaları ve sondajlar yapılmış, kazılar 1995-98 yılları arasında yapılmıştır. Höyükteki kazı ve araştırmalar, Tahtalı Barajı Kurtarma Kazısı Projesi[3][not 2] çerçevesinde, İzmir Arkeoloji Müzesi'nin proje başkanlığını üstlendiği, Prof Dr. Hayat Erkanal başkanlığında sürdürülmüştür.[4] Kazı çalışmaları, Liman Tepe Kazı Kurulu'nun bilimsel sorumluluğunda, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün maddi desteği ile yürütülmüştür.[5]

Tabakalanma

Kazılar sonucunda höyüğün Geç Kalkolitik Çağ'dan Erken Tunç Çağı'nin ikinci yarısına kadar iskan edildiği anlaşılmıştır. Prof. Dr. Recep Meriç [not 3], Bakla Tepe Höyüğü'nde, Troya I ile çağdaş Erken Tunç Çağı ve Kumtepe Ib ile çağdaş Geç Kalkolitik Çağ malzemesi bulunduğunu bildirmiştir.[2] Geç Kalkolitik Çağ yerleşimi yaklaşık 300 metre çapında açık bir yerleşim olup yerleşimi çevreleyen bir sur bulunmamaktadır. Bu dönemde en az dört farklı evrede iskan edildiği anlaşılmaktadır.[6]

Buluntular

Geç Kalkolitik

Tüm Geç Kalkolitik yapıları bir taş temel üzerine kamış, dal ve çamur kullanılarak çıkılan duvarlarla inşa edilmiştir. Taban, çakıl taşları ya da yumruk büyüklüğünde taşlarla döşelidir. Yapılar arasında çakıl döşeli sokaklar ortaya çıkarılmıştır. Tüm Kalkolitik evrelerinde yapıların yangın geçirdiği görülmektedir.[6]

Ulaşılan buluntulara dayanılarak höyüğü iskan eden Kalkolitik topluluğun tarımcı bir topluluk olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bulunan bir ucu ızgaralı yapıların, üzerleri kargı ya da ahşam malzemeyle kapatılarak taban altından hava akımı sağlandığı ve buralarda üretim fazlası tahılı depolamakta kullanıldığı düşünülmektedir. Ayrıca 1,3 metre çapında dairesel planlı, tabanı taş döşeli yapıların da depo amaçlı kullanılmış olması kuvvetle muhtemeledir.[6]

Bu tarım toplumunun bir maden ve dokuma endüstrisi geliştirdiği anlaşılmaktadır. Kazılarda bolca maden buluntu, cüruf ve potalar gibi buluntu, gelişkin bir maden endüstrisine işaret etmektedir.[6][7] Kazı alanından toplanan cüruf üzerinde yapılan incelemeler, bakır ergitilmesi sırasında ortaya çıktığını ve işlemin pota içinde yapıldığını kesin biçimde göstermektedir. İncelemelerin sonucu, oksitli bakır cevherinin pota içinde odun kömürü (indirgeyici olarak) eklenerek ergitildiğini ortaya koymaktadır. Bu işlem, [[Liman Tepe Höyüğü'ndeki işlemle aynıdır.[8] Gelişkin bir dokuma endüstrisinin varlığını, kazılarda ele geçen dokuma tezgahı ağırlıklarından (ağırşak) anlamak mümkündür.[9]

Taban altlarında, iri küpler (pithos) içinde gömülen bebekler bulunmuştur. Hacker (ana rahmindeki gibi) küplere yerleştirilen bu bebeklerin yanında herhangi bir gömü hediyesine rastlanmamıştır.[6]

Erken Tunç

Erken Tunç Çağı evresinde yerleşimde önemli değişiklikler olmuştur. Öncelikle höyüğün etrafı surla çevrilmiş, yer yer hendekler kazılmıştır. Mimari da, yine taş temellere dayanmakla birlikte duvarların yapımında kerpiç kullanılmaya başlanmıştır. Birbirinde ayrı yapılar yerine ortak çatılar ve duvarlarla dikdörtgen planlı yapılar görülür.[6]

Kalkolitik evre mezarları yerleşmenin dışında olup üç farklı tiptedir. Dört taraftan iri levha taşlarla kuşatılmış mezarlar, pithos mezarlar ve sıradan toprak mezarlar bulunmuştur. Üç mezar türünde de ölüler hacker durumunda gömülmektedir ve farklı olarak gömüt hediyeleri konulmuştur. Bronz kısa hançer, ok uçları, gümüşten süs eşyaları başlıcalarıdır.[6]

Bu yerleşimi bir boş dönem izlemektedir. Erken Tunç Çağı II'nin sonlarında bölgenin yeniden iskan edildiği görülmektedir. Ancak bu iskan, öncekilerden son derece belirgin bir biçimde küçük ve düzensizdir. Baraj gölünün dolmaya başlamasıyla köy boşaltılınca, köyde yapılan sondajlarda geniş bir mezarlık bulunmuştur. Höyüğün güneyindeki pithos mezarlardan oluşan bu mezar alanı kabaca 700 metrekarelik bir alan olarak görülmektedir. Bazı pithosların içine, öncekinin kemikleri dibe doğru itilerek birden fazla insan gömüldüğü görülmektedir. Altı kafatasının aynı pithos içinde olduğu görülmüştür. Bu evrede bulunan seramik örnekleri, bu dönemde Anadolu'dan batı Ege'ye doğru bilinen bir "kültür transferinin" izleri olarak tanımlanmıştır.[6]

Ayrıca Erken Tunç Çağı yapı katmanında, fakat Geç Tunç Çağı'na ait Miken anıtsal mezar odası ve Ege - Anadolu kültürel özelliklerini sentezleyen bir mezar kompleksi bulunmuştur. Yapılan araştırmalarda, tabanı çok düzgün biçimde çakıl döşeli mezar odasında yerel örnekler yanı sıra boyalı ithal Miken seramiği de bulunmuştur. Bunlar yanında Miken tarzı fildişi, altın, taş ve kemik buluntular ele geçmiştir. Gömüt hediyeleri yönünden son derece zengin olan mezarın, yerel bir aristokrat ve ailesine ait olduğu kesindir. Mezar odasındaki kemiklerin yanmış olması, ölü yakma geleneğine bir göndermedir.[6]

Mezar odasında bulunan insan kemikleri ve diğer buluntular üzerinde yapılan incelemelerde,

anlaşılmaktadır.[10]

Bakla Tepe Höyüğü'nde bulunan obsidiyen malzemenin çokluğu, burasının bir obsidiyen atölyesi olduğunu düşündürmektedir. Obsidiyen hammaddesi Melos Adası'ndan sağlandığı kabul edilmektedir. Sonuç olarak Erken Tunç Çağı I'de Bakla Tepe'nin obsidiyen işlemesinde ileri bir düzeye ulaşmış olduğu, ele geçen buluntulara dayanılarak söylenebilir.[11]

Değerlendirme

Yerleşme özellikle ticaret ve kültürel temaslar yönünden oldukça elverişli bir konuma sahiptir. Cumaovası'na hakim konumunun yanı sıra bu ova üzerinden kuzeyde İzmir Körfezi'ne, güneydoğuda Küçük Menderes Vadisi'ne, Tahtalı Deresi Vadisiyle Gümüldür Ovası'na ve güneybatıdaki Çile Deresi Vadisi'ne bağlantılıdır. Söz konusu vadi Kolophon ve Klaros gibi antik yerleşimlerin yer aldığı bir vadidir.[5]

Orta Anadolu'dan Suriye'ye kadar uzanan bölgede bulunan belirli kap örnekleri Bakla Tepe Höyüğü'nün Erken Tunç Çağı II evresinde bulunmuş olması İzmir'in, Anadolu ile Ege kültür bölgeleri arasında bir geçiş hattı olduğunu göstermektedir.[6]

Notlar

  1. ODTÜ öğretim üyesi, Kentsel Koruma, Yerleşim Arkeolojisi, Kültürel Miras Yönetimi - TAÇDAM
  2. Tahtalı Barajı Kurtarma Kazısı Projesi'nin başkanlığı İzmir Arkeoloji Müzesi Müdürü Turhan Özkan tarafından üstlenilmiştir.
  3. Dokuz Eylül Üniversitesi Fen – Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölüm Başkanı

Dış bağlantılar

Kaynakça

  1. 1 2 3 TAY – Yerleşme Dönem Ayrıntıları
  2. 1 2 Hayat Erkal, Turhan Özkan, 1995 Bakla Tepe Kazıları 18. Kazı Sonuçları Toplantısı – 1996 Sh.: 261
  3. Proje
  4. İdol Arkeoloji ve Arkeologlar Derneği Dergisi, 2000 – Sayı 6 Sh.: 27
  5. 1 2 18. Kazı Sonuçları Toplantısı Sh.: 262
  6. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Ankara Üniversitesi Sualtı Arkeoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi
  7. Ergun Kaptan, Bakla Tepe'de Eski Metalürjiye Ait Buluntular XIII. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, 1998 Sh.: 103,104
  8. Ergun Kaptan, Bakla Tepe'de Eski Metalurjiye Ait Buluntular XIII. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, 1998 Sh.: 109
  9. Gülsüm Yalçın, Hülya Karaoğlan, MÖ II Bin'de Anadolu'da Dokumacılık Ulusal Meslek Yüksekokulları Öğrenci Sempozyumu Ekim - 2010 Düzce
  10. Doç. Dr. Yılmaz Selim Erdal, Bakla Tepe Geç Tunç Çağı Mezarından Gün Işığına Çıkarılan Yanmış İnsan İskelet Kalıntılarının Antropolojik Analizi Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2002, Sayı 12
  11. Neyir Kolonkaya – Bostancı, Bakle Tepe Erken Tunç Çağı I Dönemi Obsidiyen Atölyesi, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2006, Sayı 2
This article is issued from Vikipedi - version of the 10/17/2013. The text is available under the Creative Commons Attribution/Share Alike but additional terms may apply for the media files.