Poliamori

Poliamori, bireylerin birden çok sevgiliye sahip olabildikleri, söz konusu ilişkiye dahil olan herkesin bu durumun bilincinde olup bunu onayladığı, monogaminin (tekeşliliğin) ya da monamorinin tersi niteliğinde, insanlararası ilişki türü.

"Poliamori" ya da "Çoklu Aşk"

Sözcüğün kökeni

“Poliamori” sözcüğünin kökü Yunanca ve Latinceye dayanır. Yunancada poli “çok”, Latincede amor “aşk” anlamına gelir. Bu anlamda poliamori sözcüğünü “çoklu aşk” olarak çevirmek mümkündür. Çoklu aşk, hem tekeşli ilişkilerde karşılaşılan ve çoğunlukla bir ilişkinin bitip diğerinin başlamasıyla sonuçlanan "aldatma" pratiğini, hem duygusal süreklilikten koparılmış rastgele-geçici cinsel ilişkileri, hem de 60'lı yılların cinsel devrim kuram ve pratiklerinin aşırılıklarını ve açmazlarını sorgulayarak daha gerçekçi, sağlıklı ve temkinli bir bakış açısı geliştirme çabasına dayanır. Kavramın tarihi 60’lı yıllara uzanır. 60’lı yılların “serbest aşk” kavramından çıkarılan derslerle, 70’li yıllarda “sorumlu tekeşlilik-dışı ilişkiler” (responsible non-monogamy) kavramı ortaya çıkmıştır. 80’li yılların başından itibaren kısaca “poliamori” kavramı kullanılmaya başlamış ve bu kavram 90’lı yılların ortasında yaygınlaşarak özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa'da gündelik dilin bir parçası haline gelmiştir.

Çoklu aşkın ayırdedici özellikleri

Poliamori ya da çoklu aşk, “sorumlu, açık, dürüst ve uzun vadeli” duygusal birliktelikleri içerir. Bu tanıma dayanarak çoklu aşkın üç ayırdedici özelliğinden söz etmek mümkündür. Birincisi, çoklu aşk ilişkiye taraf olan herkesin bilgisi ve onayı ile yürür. Bu anlamda “radikal dürüstlüğe” dayanır ve “aldatma” pratiklerinden ayrılır. İkincisi, uzun vadeli duygusal yakınlıkları temel alır, ve bu anlamda “çapkınlık”, “tek gecelik ilişki”, “poligami” gibi cinsellik üzerinden tanımlanan ilişki biçimlerinden ayrılır. Üçüncüsü, çoklu aşkta temel sorun bağlanma-bağlanmama ya da özgürlük-güvenlik ikilemi değil, birden fazla sevgi ilişkisinin nasıl sürdürülebileceği sorusudur. Hem özgürlüğün hem de güvenlik duygusunun insanın temel gereksinimleri olduğu, ve günümüzde bu gereksinimleri hala “aile” kurumunun karşıladığı kabul edilir. Bu anlamda, 60’lı yılların aile-karşıtı söyleminden farklı olarak sorun “aile” kavramının kendisinde değil, içeriğinin doldurulma biçiminde görülür. Aile kurumu ile karşılanan insani gereksinimlerin (çocukların bakımından gündelik yaşamın yeniden üretimine dek), alternatif yaşam tarzlarının inkar etmesi gereken değil, tam tersine başka biçimlerde karşılaması gereken gereksinimler olduğu vurgulanır. Bu gereksinimleri karşılamak için de kuralsız bir serbesti yerine, açıkça tanımlanmış kuralları olan alternatif düzenlemeler yapılması önerilir.

Çoklu aşkın farklı biçimleri

Çoklu aşkın pek çok değişik biçimi vardır. Aslında her ilişki kendi dinamiklerine özgü bir biçim yaratır. Yine de birkaç ana eğilimden söz etmek mümkündür. “Açık ilişki” (open relationship) olarak tanımlanan modelde, bir çift birlikteliklerini sürdürürken, başka yakın ilişkiler kurarlar. Bu modelin kendine özgü terimleri de vardır. Aynı evde yaşamayı sürdüren çiftin arasındaki ilişki “birincil” (primary), sürekli ilişki içinde oldukları sevgiliyle ya da sevgililerle kurdukları ilişki ise “ikincil” (secondary) olarak adlandırılır. (Burada birincil-ikincil ayrımında ölçütün genellikle duygusal bağın gücü değil, gündelik pratiğin gerekleri olduğu vurgulanır). “Yakınlık ağı” (intimacy network) denilen ikinci bir model, birbirleriyle farklı düzeylerde yakınlıkları olan tekil insanlar için kullanılır. Bu modelde birbirini seven bir ikilinin başka sevdikleri genellikle birbirleriyle aynı ölçüde yakınlık ya da ilişki kurmaz, böylece ilişkiler farklı boyutlarda yakınlıklar ağı biçimini alır. “Çoklu sadakat” (polyfidelity) denen üçüncü modelde ise, hepsi birbirini seven üç ya da daha çok kişi birlikte yaşar. Bu tarzı seçenler, ilişkilerini başkalarına açabildikleri gibi, kapalı da tutabilirler.

Çoklu aşkın olumlulukları ve zorlukları

Çoklu aşkı seçenler, bunun tekeşliliğe üstün bir yaşam tarzı olmadığını ısrarla vurgularlar. Çoklu aşkı, propagandası yapılacak bir düşünsel akım olarak değil, yalnızca duygusal-cinsel bir yönelim olarak görürler. Tek-eşlilik gibi çoklu aşkın da kendine özgü olumlulukları ve zorlukları vardır. Olumlulukların başında, sevgi ilişkilerinin sürekliliği, bir başka deyişle, bir başkasını sevdiğinde varolan sevgi ilişkisini sonlandırmak zorunda kalmamak gelir. Ancak bu her zaman kolay bir süreç olmaz. En büyük sorunların başında kıskançlıkla nasıl baş edileceği gelir. Kıskançlığın çoklu aşk ilişkilerinde tekeşli ilişkilerde yaşandığından daha az yaşanacağına dair hiçbir güvence yoktur. Tam tersine, bilinen kalıpların var olmadığı bir durumda kıskançlıkla nasıl baş edileceği daha can yakıcı bir sorun halini alır. Bu konuda 90’lı yılların başında geliştirilen ilginç bir kavram da vardır: compersion. “Sevilen kişinin bir başka kişi ile yaşadığı sevgi ilişkisinden zevk almak” anlamına gelen bu kavram, temelde sevilen kişinin kendi yaşamında güzel bir duygu yaşadığını hissetme anlamında bir tür empatiye dayanır. Çoklu aşkı seçenler, kıskançlık ve yanlış anlamalarla baş etmek için bir şeyin daha çok önemli olduğunu vurgularlar: konuşmak. Sürekli iletişim, her türlü yanlış anlamaya karşı tek çözüm olarak görünür. Zaten kamusal alanda kullandıkları sembol de bunu yansıtır: papağan.

Yeni bir kimlik mücadelesi

Çoklu aşkı seçenler tekeşliliği mücadele edilmesi gereken bir şey olarak değil, meşru bir duygusal-cinsel yönelim olarak görürler. Tek talepleri, kendi yönelimlerinin de meşru bir tercih olarak görülmesi ya da “farklarının tanınması”dır. Bu konuda eşcinsel hareketinin talepleri ve tarzları ile büyük paralellikler gösterirler. Nasıl eşcinsel hareketi, eşcinselliğin heteroseksüelliğe bir üstünlüğü olmadığını ama heteroseksüellik karşısında bir “sapkınlık” da olmadığını, yalnızca farklı bir duygusal-cinsel bir yönelim olduğunu anlatmaya çalıştıysa, çoklu aşkı seçenler de tek eşliliğe üstünlük iddiaları olmadığını, ama bir sapkınlık ya da hastalık olarak da görülmemeleri gerektiğini anlatmaya çalışmaktadır. Ve yine eşcinsel hareketinde olduğu gibi, mücadelelerini yavaş yavaş hukuksal düzleme de taşıyarak, yasal metinlerde kullanılan dili dönüştürme çabası içindedirler. Bu anlamda çoklu aşkı seçenler henüz yolun çok başındadır ve uzun bir mücadele süreci onları beklemektedir. Ancak yine eşcinsel hareketinde olduğu gibi, kendi kimlik mücadelelerinde ortaya attıkları sorulardan ve kavramlardan herkes bir şeyler öğrenmektedir.

Kaynakça

  1. www.polyamory.org
  2. Deborah N. Anapol, Polyamory: The New Love without Limits: Secrets of Sustainable Intimate Relationships.
This article is issued from Vikipedi - version of the 10/3/2016. The text is available under the Creative Commons Attribution/Share Alike but additional terms may apply for the media files.