Ali Emîrî

Ali Emîrî'nin Diyarbakır Gazi Köşkü'ndeki büstü.

Ali Emîrî (d.1857, Diyarbakır-ö.1924 İstanbul), araştırmacı ve Tezkire yazarı.[1] Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lügati't-Türk isimli eserini Türk kültür hayatına kazandıran kişi. Millet kütüphanesinin kurucusu.

1857’de Diyarbakır’da doğan Ali Emîrî, daha küçüklüğünden itibaren okumaya ve araştırmaya meraklıydı. Ali Emîrî, dokuz yaşındayken, beş yüzden fazla şairin şiirlerinin yer aldığı Nevadir-ül Asar isimli eserdeki dört bin beyiti ezberledi. Gençliğinde hat sanatıyla da meşgul oldu. Yazdığı bazı levhalar Diyarbakır’da camilere asılmıştı.

Ali Emîrî kitap okumaya meraklıydı. Gençlik yıllarında Doğu Edebiyatı’na ait birçok kitabı okuyup ezberlemişti. Bu yıllarını kendisi şöyle anlatıyor:"Eğlenmeye merakım yok idi. Üstadımızla gezintiye gittiğimizde, çocuklarla oyun oynarken, ben bir tarafa çekilir kitap okurdum."[2]

Dükkâna bir müşteri girdiğinde, “Mal orada. Fiyatı da şudur. Alacaksanız indireyim, yoksa beni boş yere meşgul etmeyin” diye sesleniyordu. Bunun üzerine müşteri de mal almadan gidiyordu. Babası oğlunun ticarete faydadan ziyade zarar verdiğini görünce, onu dükkândan uzaklaştırmak zorunda kaldı.[3]

Çalışma hayatı memuriyette geçti. Kâtip, maliye müfettişi ve defterdar olarak Diyarbakır, Selanik, Adana, Leskovik, Kırşehir, Trablusşam, Elâzığ, Erzurum, Yanya, İşkodra, Halep ve Yemen’de otuz yıl kadar memuriyet görevinde bulundu. 1908’de kendi arzusuyla emekli oldu.

Emekliye ayrıldıktan sonra Ali Emîrî, kalan hayatını İstanbul’da kitapları arasında geçirdi. Akşamları Divanyolu’ndaki Diyarbakır Kıraathanesi'ne gidiyor, dostları ile sohbet ediyordu. Onun bu sohbetlerini Dr. Muhtar Tevfikoğlu şöyle anlatıyor: "Dostları dediğim, öğrencileri, daha doğrusu öğrenci hüviyetine bürünmüş arkadaşları. Ama nasıl öğrenciler? Her biri kendi sahasında tanınmış ilim ve fikir adamı, eser sahibi, kalem erbabları. Sohbet dediğim de bir nevi ders. O yaşlı başlı, kelli felli adamlar öğrenme heyecanı içinde, Emîrî’nin etrafını sarmışlar, durmadan bir şeyler soruyorlar. Bazı ilmi meselelerde tereddütlerini gideriyorlar. Bilmedikleri kaynakları öğreniyorlar. Yeni mehazlar elde ediyorlar. Kısacası ondan bir anlamda ders alıyorlardı." [4]

Kırgızistanlı Tarih Profesöru, Dr. Tınçtıkbek Çoroteg'in İstanbuldaki Fatih camiindeki Ali Emîrî Efendi kabri yanında. 22.1.2012.

Ali Emîrî Efendi, üç gün süren bir hastalıktan sonra, 23 Ocak 1924’te Fransız Hastahanesi'nde öldü. Mezarı Fatih türbesi avlusundadır.

2009 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından İstanbul'un Fatih ilçesinde Ali Emiri adına bir kültür merkezi açılmıştır.[5]

Divânu Lügati't-Türk

Dil bilgini Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lügati't-Türk isimli eseri, 1910’a kadar adı bilinen, fakat kendisi meçhul bir eserdi. Ali Emîrî Efendi, Abbasi halifesine sunulmak üzere Bağdat’ta 1072-1074 yıllarında Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan bu eseri, sahaflarda Divânu Lügati't-Türk olduğu bilinmeden satılırken fark etmiş ve satın alarak Türk kültür hayatına kazandırmıştır.

Ali Emîrî Efendi sahaf Burhan’dan eseri 33 liraya satın aldı. Ancak ne sahafın, ne de eseri satanın onun Divânu Lügati't-Türk olduğundan haberleri yoktu. Eğer bunun farkına varmış olsalardı çok daha büyük meblağlara satacakları kesindi. Daha kötüsü bu eser kitap avcılarının eline geçmiş olsaydı anında yurt dışına kaçırıp karşılığında bir servet elde etmeleri mümkündü.

Ali Emîrî Efendi kitabı satın aldığında duyduğu sevincini şu şekilde dile getirir: "Bu kitabı aldım; eve geldim. Yemeği içmeği unuttum… Bu kitabı, sahaf Burhan 33 liraya sattı. Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığındaki elmaslara, zümrütlere değişmem."

Ali Emîrî Efendi kitabını kimseye göstermek istemedi. Hem kitabı kıskanıyor ve hem de kaybolmasından endişe ediyordu. Devrin ünlü simaları Ziya Gökalp ve Fuad Köprülü gibi şahıslar, Ali Emîrî Efendi’nin Divan-ı Lugat it Türk bulduğunu işitmiş ve görmek istemişlerse de Ali Emîrî Efendi onları kitaba yanaştırmamıştı; kitabı sadece çok güvendiği Kilisli Rıfat Efendi’ye gösteriyordu.

Ali Emîrî Efendi satın aldığında kitap hırpalanmış ve yıpranmış bir vaziyetteydi. Şirazeleri çözülmüş, formaları dağılmış, sayfaları birbirine karışmıştı ve numaraları da yoktu. Bu sebeple kitabın eksik mi, tam mı olduğu belli değildi. Ali Emîrî Efendi, bunun tesipitini Kilisli Rıfat Efendi’ye yaptırdı. Kilisli Rıfat Efendi, iki ay müddetle kitabı üç kere okudu. Sonunda eserin tam olduğu belli olmuştu. Kilisli Rıfat Efendi, karışmış sayfaları yerli yerine koydu ve numaralandırdı. Ali Emîrî Efendi bu hizmeti karşılığında Kilisli Rıfat Efendi’ye bir evini hediye etmek istediyse de kabul ettiremedi. Kilisli Rıfat Efendi, eğer illa kendisine bir mükâfat verecekse, kitabı yayınlamasının yeterli olacağını söyledi.

Eserleri

Tezkire-i Suara'yı Amid, Osmanlı Vilayet-i Şarkiyesi, Osmanlı Şehirleri, Diyarbakır'lı Bazı Zevatın Tercüme-i Halleri gibi eserleri bulunan Emîrî, 32 sayı yayınlanan Tarih ve Edebiyat Mecmuası ve altı sayılık Amid-i Sevde dergisini çıkardı.

Notlar ve Kaynakça

  1. Dr. Muhtar Tevfikoğlu, Ali Emîrî Efendi
  2. Muhtar Tevfikoğlu, Ali Emîrî Efendi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1989. Ali Emîrî’nin Hayatı ve Eserleri için ayrıca şu eserlere de bakılabilir: M. Serhan Tayşi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Ali Emîrî Mad.; Ali Emîrî, Tezkire-i Şuara-yı Amid, İstanbul 1328, I., 65-98; İbnülemin, Son Asır Türk Şairleri, I, 298-301; Ali Aksakal, “Ölümünün 60. Yılında Kitap Dostu Ali Emîrî Efendi”, Türk Kültürü, XXII/250, 1984, s. 25-28.
  3. A.g.e., s. 9-10.
  4. A.g.e., s. 18
  5. http://www.ibb.gov.tr/sites/kultur/kulturel_mekanlar/Pages/FatihAliEmiriKulturMerkezi.aspx
This article is issued from Vikipedi - version of the 6/6/2016. The text is available under the Creative Commons Attribution/Share Alike but additional terms may apply for the media files.