Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi

Immanuel Kant
Kantçılık  · Deontolojik Etik
Kavramlar / İçerik
Numen
Sapere aude
Analitik-Sentetik Ayrımı
Kategorik Buyruk
Hipotetik Buyruk
A priori / a posteriori
Aşkınsal İdealizm
Şema
Kant'ın Siyaset Felsefesi
Önemli Eserleri
Arı Usun Eleştirisi
Pratik Usun Eleştirisi
Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi
Prolegomena
Aydınlanma Nedir?
Ahlak Metafiziği
Kant Felsefesinde Önemli Kişiler
George Berkeley
René Descartes
Arthur Schopenhauer
Baruch Spinoza
Johann Gottlieb Fichte
Georg Wilhelm Friedrich Hegel
David Hume
İlgili konular
Alman idealizmi · Yeni-Kantcılık

Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi (Grundlegung zur Metaphysik der Sitten) 100 sayfayı aşmayan oldukça kısa bir metin olmasına rağmen Immanuel Kant'ın ahlak felsefesinin temellerini ortaya koyduğu en önemli metindir. Ahlak felsefesi alanında sistematik bir eser hazırlama girişiminden ilk kez 1768'de bahseden Kant, yazımına 1783 yılında başladığı eserin[1] ilk baskısını 1785 tarihinde, en önemli eseri kabul edilen Saf Aklın Eleştirisi'nden dört yıl sonra yaptı. Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi aslen Pratik Aklın Eleştirisi'ne hazırlık olarak düşünülmüştü. Bu eserde ortaya konan ahlak felsefesinin esasları Pratik Aklın Eleştirisi'nde ve geç bir dönemde yazdığı Ahlak Metafiziği'nde (Metaphysik der Sitten) geniş biçimde açıklanır ve incelenir[2].

Eser Türkçede ilk kez tam metin olarak 1982 yılında, Hacettepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi'nin çevirisiyle, Almanca aslı ile birlikte Hacettepe Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlandı, aynı metnin daha sonraki baskıları Türkiye Felsefe Kurumu tarafından yapıldı. Prof. Dr. Nejat Bozkurt tarafından yapılmış bir diğer çeviri ise, 1984 tarihli Seçilmiş Yazılar başlıklı bir kitapta, Kant'ın diğer bazı yazılarıyla beraber Remzi Kitabevi tarafından yayımlandı[3].

Walter Kaufmann’a göre Kant özerklik anlayışını ve ahlaksal akılcılığını ilk kez Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi eserinde geliştirir[4]. Kant’ın bu metindeki temel sorusu, özerklik ve özgür istenç belirlenimci bir Newton evreninde nasıl olanaklıdır sorusuydu. Saf Aklın Eleştirisi’nde özgürlüğün bir imkan olarak varlığını ortaya koyan Kant, Pratik Aklın Eleştirisi’nde ise özgürlüğün pozitif olarak varlığını gösterecek ve “ne yapmalıyım?” sorusuna yanıt arayacaktı. Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi ise bu iki metin arasındaki geçişi sağlamakta ve deneyden bağımsız bir ahlak metafiziğinin temel ilkelerini ortaya koymaya çalışmaktadır.

Dolayısıyla Ahlak Metafiziğinin Temelleri, Kant'ın etik sistemini ortaya koyduğu bir metin olmakla birlikte, tek başına bu sistemi bütünüyle anlamak için yeterli değildir. Roger J. Sullivan, Saf Aklın Eleştirisi başta olmak üzere diğer iki kritiğin, Saf Aklın Sınırları Dahilinde Din (Die Religion innerhalb der Grenzen der Bloßen Vernunft) ve Türkçeye çevrilmemiş olan Ahlak Metafiziği adlı eserinin yanı sıra siyaset felsefesine dair metinlerinin de eşit öneme sahip olduğunu dile getirir[5].

Kitap önsöz ve üç bölümden oluşur. Bu bölümlerin başlıkları şöyledir:

1.      Ahlaka ilişkin sıradan akıl bilgisinden felsefi olana geçiş.

2.      Yaygın ahlak felsefesinden ahlak metafiziğine geçiş

3.      Ahlak metafiziğinden saf pratik aklın eleştirisine doğru son adım.

Önsözde felsefeyi Mantık, Fizik ve Etik olarak üç bölüme ayıran Kant’a göre felsefenin birinci konusu olan mantık biçimseldir ve anlama yetisiyle, aklın biçimiyle ve düşünmenin genel kurallarıyla uğraşır. Belirli nesneler ve bu nesnelerin bağlı olduğu yasalarla ilgili olan içerikli felsefe ise Fizik ve Etik olarak ikiye ayrılır; Fizik doğa yasalarıyla Etik ise özgürlüğün yasalarıyla ilgilenir[6]. Etik de deneysel ve a priori olmak üzere ikiye ayrılır; deneysel kısım Kant’a göre Pratik Antropolojidir, etiğin akılsal kısmı ise Ahlak olarak adlandırılır[7].

Kant Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi'nde deneyden, pratik antropolojiden tamamen arındırılmış saf bir ahlak felsefesinin imkanını araştırır. “Yükümlülük nedeni insanın doğal yapısında ya da içinde bulunduğu dünyanın koşullarında değil, a priori olarak doğrudan doğruya saf aklın kavramlarında aranmalıdır[8].” Ahlakı bu şekilde deneye dayanan bütün verilerden yalıtarak yalnızca a priori ilkeler üzerinden kurma çabası, temellerini deneyin ilkelerinde bulan her türlü buyruğun ancak pratik kural olarak adlandırılması gerektiğini; ahlak yasasının ise, insana akıl sahibi bir varlık olması hasebiyle akıl tarafından dikte edilen a priori ilkeler olduğunu öne sürmek demektir. Kendi sözleriyle ifade edecek olursak, “Ahlak Metafiziğinin işi, olanaklı bir saf istemenin idesini ve ilkelerini araştırmaktır. Elinizdeki Temellendirme, ahlaklılığın en yüksek ilkesinin aranıp bulunmasından ve saptanmasından öte bir şey değildir; kendi başına, kendi amacı bakımından bir bütün oluşturur ve diğer bütün ahlak araştırmalarından ayrılması gereken bir iştir[9].”

I. Bölüm: Ahlaka ilişkin sıradan akıl bilgisinden felsefi olana geçiş

Kant birinci bölümde her insanın kendi aklıyla bulabileceği ahlak bilgisinin ilkesine ulaşmayı amaçlar. İyi isteme kavramıyla açılan birinci bölüm, yasaya saygıdan dolayı yapılan eylemin zorunluluğu olarak tanımlanan ödev kavramının açıklanmasıyla sona erer.

İyi isteme

Kitabın birinci bölümü Kant’a ait en iyi bilinen ifadelerden biriyle başlar. “Dünyada, dünyanın dışında bile, iyi bir istemeden (ein guter Wille / a good will) başka kayıtsız şartsız iyi sayılabilecek hiçbir şey düşünülemez[10].” Zira yalnızca iyi bir isteme koşulsuz bir iyi olabilir, insanın zeka, anlama yetisi gibi bütün diğer nitelikleri ve cesaret, kararlılık gibi karakter özellikleri tek başlarına, iyi bir isteme olmaksızın kötü yönde de kullanılabilecek niteliklerdir. İyi isteme ayrıca “etkilerinden ve başardıklarından değil, konan herhangi bir amaca uygunluğundan da değil, yalnızca isteme olarak, kendi başına iyidir[11]” ve ona her şeyin üstünde bir değer verilmelidir.

Diğer birçok etik anlayışın merkezinde yer alan mutluluk kavramı Kant için koşulsuz bir amaç durumunda değildir[12]. Kant, “doğanın asıl amacı insanın mutluluğu olsaydı bu amacın gerçekleştiricisi olarak insanın aklını görmekle pek isabetsiz bir gerçekleştirici bulmuş olurdu”, der çünkü Kant’a göre diğer hayvanlarda olduğu gibi, yalnızca içgüdü insanı mutlu edecek eylemleri göstermek için yeterlidir. Yetiştirilmiş bir akıl yaşamın ve mutluluğun tadını çıkarmak için ne kadar çok uğraşırsa, insanın hakiki mutluluktan o denli uzaklaşacağına vurgu yapan Kant aklın bizi doğrudan mutluluğa eriştirecek bir yeti olmaktan çok, bilakis onun önüne engel olarak çıkmaya meyilli bir yeti olduğunu söyler. Dolayısıyla, aklın temel amacı kendi başına iyi istemeyi ortaya çıkarmak olmalıdır[13].

Ödev ve Kesin Buyruk

Kant aklın amacını bu şekilde belirledikten sonra, iyi isteme kavramını içeren ödev kavramının incelenmesine geçer ve üçlü bir ayrım getirir; ödeve aykırı davranışlar, ödeve uygun davranışlar ve ödevden dolayı davranışlar. Ödeve aykırı davranışlar basit anlamda yalan söylemek, insanlara kötü davranmak gibi ödevle çatışan davranışlardır. Ödeve uygun davranışlar ise ikiye ayrılır; ya görünüşte ödeve uygun olan ama insanların onlara doğrudan doğruya hiçbir eğilim duymadıkları ama yine de başka bir eğilim tarafından itildikleri için yaptıkları eylemler, ya da görünüşte ödeve uygun olan ve insanların bu eyleme doğrudan doğruya eğilim duyduğu davranışlar. Kant’ın ikinci durum için verdiği örnek iyi bilinir.

Bir bakkalın deneyimsiz müşterisini aldatmaması ödeve uygundur; çok alışverişin yapıldığı yerde, zeki tüccar da bunu yapmaz, herkes için değişmez bir fiyat koyar, öyle ki bir çocuk, başka herkes gibi ondan alışveriş yapar. Dolayısıyla insanlara dürüstçe hizmet edilir; ancak bu, tüccarın bunun ödevden dolayı ve dürüstlük ilkesinden dolayı böyle yaptığına inanmamız için pek yeterli değildir; çıkarı gerektiriyordu bunu; ama ayrıca sevgiden dolayı, birini diğerine fiyat konusunda yeğlemesi için müşterilere doğrudan doğruya bir eğilimi olması gerektiği, burada düşünülemez. Demek ki eylem ödevden dolayı, ya da doğrudan doğruya eğilimden dolayı değil, sırf bencil bir amaçla yapılmıştır[14].

Kant için bir eylemin ilkesinin ahlaki bir değere sahip olması, o eyleme yönelik hiçbir eğilimin olmaması ya da tersi eğilimlerin varlığı halinde, eylemin sırf ödeve saygıdan dolayı gerçekleştirilmesiyle ilişkilidir. Örneğin insan sever bir kişinin içindeki bu eğilimden dolayı ve hiçbir bencil eğilim taşımadan insanlara yardım etmesinde herhangi bir ahlaki değer bulunmaz. Ama aynı kişinin kendi dertlerine fazlaca gömülmüş ve dolayısıyla başka insanların sıkıntıları karşısında içinde herhangi bir duygudaşlık hissi oluşmadığı durumda, içinde bulunduğu sıkıntılara rağmen sırf iyilik yapma ödevine saygıdan dolayı insanlara iyilik yapması, bu eylemini ahlaki değere sahip kılar. Dolayısıyla doğa kişiye ne tür bir karakter vermiş olursa olsun, eylemlerini bu karakterinden ötürü değil ödevden dolayı gerçekleştirmesi bu eylemlere ahlaki değer katar.

Kant buradan iki önerme daha türetir; “ödevden dolayı yapılan bir eylem, ahlaksal değerini, onunla ulaşılacak amaçta bulmaz, onu yapmaya karar verdirten maksimde (ilkede) bulur[15]” ve “ödev, yasaya saygıdan dolayı yapılan eylemin zorunluluğudur[15]”.Dolayısıyla ödevden dolayı yapılan eylem, sonuçlarını hesaba katmayacak, hem eğilimi hem de istemenin her türlü nesnesini dışarıda bırakacak ve Kant’ın kesin buyruk (kategorischer imperativ) dediği yasadan ve bu yasaya saygıdan kaynaklanacaktır. Bu yasa ise “maksimimin aynı zamanda genel bir yasa olmasını isteyebileceğim şekilden başka türlü hiç davranmamalıyım[16]” şeklinde formüle edilir. 

Kesin buyruğun ya da evrensel yasanın daha iyi anlaşılması için Knut Hamsun’un Açlık romanından bir örnek getirilebilir[17]. İçinde bulunduğum kötü durum; açlığım ve kalacak yerimin olmayışı beni birinden geri ödeyemeyeceğim halde borç para istemeye itebilir. Borç alırsam ödeyebilecek bir durumda olmadığımın farkındayımdır, en azından koşullar bunu göstermektedir. Ancak bu para kısa süreliğine de olsa durumumu düzeltecektir. Peki kendim için iyi olduğunu düşündüğüm bir sonuç yaratacak olan bu eylemimin evrensel bir yasa olmasını isteyebilir miyim? Kant bu kadar gerilimli bir örnek vermese de, bu tür bir eylemin ilkesinin evrensel bir yasa olamayacağını öne sürer, zira böylece herkesin yalan söylemenin gerekli olduğunu düşündüğü durumlarda yalan söyleyebileceğini bir yasa olarak belirlemiş olurum ki bu bir çelişkidir.

II. Bölüm: Yaygın ahlak felsefesinden ahlak metafiziğine geçiş

Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi'nin ikinci bölümü Kant'ın yaygın ahlaksal dünya bilgeliği adını verdiği genelgeçer düşüncelerin eleştirisiyle başlar ve buyruk kavramının incelenmesiyle devam eder. Buradaki temel soru eylemi zorunlu kılan ilkenin ne olduğu sorusudur.  

Koşullu Buyruk ve Kesin Buyruk

Doğada her şey yasalara göre etkide bulunur, yalnızca akıl sahibi varlıkların yasaların tasarımına yani ilkelere göre eylemde bulunma yetisi ya da istemesi vardır[18]. Yani yalnızca akıl sahibi varlıkların eylemlerini yönetme, iyiye yönelme yetisi bulunmaktadır. İnsanlar sırf akılsal yaratıklar olsaydı onların istemesi her zaman iyi bir isteme olurdu. Ama duygularımız, irademiz olduğu için iyi isteme kendini yapmalısın şeklinde bir zorlama, bir buyruk olarak ortaya koyar. 

Kant koşullu (hypothetisch) buyruk ve kesin (kategorisch) buyruk olmak üzere iki farklı buyruk tanımlar; bunların ilki insanın ulaşmak istediği herhangi bir amaca yönelik araçlar olarak olanaklı bir eylemin zorunluluğunu ortaya koyarken, ikincisi bir eylemi başka herhangi bir amaçla ilgi kurmadan, nesnel zorunlu olarak sunan buyruktur[19]. Başka bir deyişle eylem sırf başka bir şey için araç olarak iyi olacaksa buyruk koşullu; kendi başına iyi, dolayısıyla akla uygun olan bir istemenin ilkesi olarak zorunlu ise kesindir. Koşullu buyruklar beceri kuralları/bir soruna yönelik (problematisch) buyruklar ve zeka öğütleri/onaylayıcı (assertorisch) buyruklar olarak ikiye ayrılırlar. Beceri kuralları herhangi bir amaç için gerekli araçları belirlerler. Amacın akılsal ve iyi olması gerekmez, yalnızca belirlenen bir amaca ulaşmak için neyin yapılması gerektiği önem taşır. Örneğin koşullu buyruk basitçe, sınavı geçmem için ders çalışmamın zorunlu olduğunu söyler. Eğer sınavı geçmek gibi bir niyetim yoksa bu buyruk benim için hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Kant bunun yanı sıra bütün akıl sahibi varlıklar için koşullu bir buyruk olarak mutluluğu verir. Mutluluğu sağlamanın aracını belirleyecek buyruk onaylayıcı buyruktur, ancak bizi neyin mutlu kılacağına dair soruyu net olarak yanıtlayabilmek imkansızdır; bu kişiden kişiye değişebilir. Dolayısıyla onaylayıcı buyruklar tam olarak buyurmazlar, zira mutluluğu sağlayacak eylemleri akıl yoluyla değil, deneye dayalı olarak varsayabiliriz.

Evrensel Yasa Formülü

Kesin buyruk ise eylemin içeriğiyle ve ondan çıkacak sonuçla ilgilenmez, eylemin biçimiyle ve onu ortaya çıkaran ilkeyle ilgilidir. Bu buyruk aynı zamanda ahlaklılık (Sittlichkeit) buyruğu olarak da adlandırılabilir[20]. Ahlak buyrukları hiçbir zaman başka bir amaç için araç değildir ve deneyden çıkarılamazlar. Ödev eylemlerimiz için bir anlam taşıyacak ve gerçekten yasa koymayı sağlayan bir kavram olacaksa, bu ödev yalnızca kesin buyruklarla dile getirilebilir, koşullu buyruklarla dile getirilemez[21]. Kant'a göre kesin buyruk bir tanedir; birinci bölümde farklı bir şekilde formüle edilen buyruk bu defa şu şekilde ortaya konur: ancak aynı zamanda genel bir yasa olmasını isteyebileceğin maksime göre eylemde bulun[22]. Kesin buyruk dolayısıyla ahlak yasasıdır ve nesneldir. Bir eylemimin ilkesi bütün akıl sahibi varlıklar için geçerli evrensel bir yasa haline gelebilmelidir. 

Kesin buyruğu daha iyi kavrayabilmek için Kant'ın Ahlak Metafiziği'nde detaylandıracağı ödev ayrımına dayalı olarak tartıştığı dört örneği incelemek yararlı olabilir[23]. Birinci örnek kişinin kötü yaşam koşullarından kurtulmak için intiharı bir yol olarak seçip seçemeyeceğidir. Kant'a göre ben sevgisi, yani belirlenimi yaşamı sürdürmek ve geliştirmek olan doğa kendisinden yola çıkarak kendisini yok edemez, bu açık bir çelişki olacaktır. Ayrıca burada intihar bir amaç olarak görülemez, kötü koşullardan kurtulma amacının bir aracı olarak işlev görür. Dolayısıyla intihar kişinin kendisine karşı en temel ödevini ihlal eder[24].

İkinci örnek, birinci bölümde başka bir örnek üzerinden açıkladığımız borç alma eylemidir. Burada da yalan söylemekle herkesin yalan söyleyebilmesini, hiç kimsenin sözünü tutmamasını evrensel bir yasa olarak isteyemeyeceğimden, yalan söylemekle başkalarına karşı en temel ödevimi ihlal edeceğimden dolayı, bu tür bir isteme kendi kendisiyle çelişecektir. 

Üçüncü örnek kişinin yetilerini geliştirmemeyi tercih edip edemeyeceğidir; Kant akıl sahibi her varlığın kendisinde olan bütün yetileri geliştirmeyi zorunlu olarak isteyeceğini çünkü bu yetilerin her çeşit olanaklı amaçlar için kendisine verildiğini ve yararlı olduğunu öne sürer. Wood'a göre bu örnekte de kişinin kendisine karşı olan ödevlerinden birini ihlal etmesini görürüz[24].

Son örnek ise başkalarına karşı ödevlerimizden birinin ihlali anlamına gelir[24]. Bu örnek başkalarına yardım etmemek ve kimseden yardım beklememek gibi bir ilkenin doğa yasası olmasını isteyip isteyemeyeceğimi üzerine kuruludur. “Bu bir doğa yasası olsaydı insan türü varlığını sürdürebilir, hatta insanların birbirini kandırdığı bu durumdan çok daha iyi bir durumda olurdu,” diyen Kant'a göre yine de bu isteme kendi kendisiyle çelişirdi, “çünkü birçok durum ortaya çıkabilir ki, kendisi başkalarının sevgisine ve duygudaşlığına gereksinim duyar ve kendi istemesiyle ortaya çıkmış bir doğa yasası yüzünden dilediği kadar yardım umudundan kendini yoksun bırakmış olur[25].”

İnsanlık Formülü

Kesin buyruğu üç ayrı formülasyonla dile getiren Kant'ın ilk formülü, yani evrensel doğa yasası formülü, hangi ilkenin evrensel yasa olmaya uygun olduğunu gösteren formel bir test yöntemi olarak görülebilir. Yani, herhangi bir eylemimi belirleyen ilkenin herkesin eylemini belirlemesini isteyip isteyemeyeceğimi sorarak ilkemin ahlaka uygun olup olmadığını test edebilirim.

Ancak kesin buyruğun ikinci formülasyonu kesin buyruğun olanaklılık koşulunu ortaya koymayı amaçlar. Kant'a göre kendi varoluşu mutlak bir değere sahip olan, kendisi amaç olarak bazı yasaların nedeni olabilecek bir şey varsayılırsa olanaklı bir kesin buyruğun nedeni ancak onda bulunabilir. Her akıl sahibi varlık şu veya bu isteme için rastgele kullanılacak sırf bir araç olarak değil kendisi amaç olarak vardır; ve gerek kendine gerekse başka akıl sahibi varlıklara yönelen bütün eylemlerinde hep aynı zamanda amaç olarak görülmelidir[26]. Yani insanın rasyonalitesi, kendinde amaç olmasından kaynaklanan değeri kesin buyruğun imkanını sağlar. Dolayısıyla, Kendinde Amaç Olarak İnsanlık Formülü olarak bilinen formülasyon şu şekilde ortaya konur: “İnsanlığı, kendinde ve başkalarında hiçbir zaman sırf bir araç olarak değil, aynı zamanda hep bir amaç olarak görecek gibi eyle[27].”

Buraya kadar gördüğümüz üzere insanın davranışının ahlaki olması, yalnızca ödevden dolayı yapılmasından yani ödeve saygıdan kaynaklanır. Akıl sahibi varlıkların kendinde amaç olmasından dolayı, ahlak yasası her eylemimizin çerçevesini, kendimize ve başkalarına duyduğumuz saygıyı ihlal etmeyeceğimiz noktada çizer. Bu kişinin ve başkalarının sırf araç olarak görülmemeleri gereğinin yanı sıra herkesin başkalarının amaçlarının gerçekleşmesi için de elimizden gelen çabayı göstermemiz gerektiğini söyler. “Kesin buyruk, insanlara, kendilerine ve birbirlerine saygıyla bağlanmalarını ve davranmalarını buyurmakla onlar arasında, yani akıl varlıkları arasında ideal bir birlik, beraberlik hazırlamış olur[28].”

Özerklik Formülü

Üçüncü formülasyon olan Özerklik Formülü ise ahlak yasasının kişiyi otonomisinden, yani kendi yasalarını kendisinin koymasından dolayı bağladığını ortaya koyar. Kant burada heteronomi ve otonomi arasında kendi felsefesi için çok temel bir ayrım geliştirir. İnsanın her zaman birtakım yasalara bağlı olarak düşünüldüğünü ancak hiçbir zaman kendi koyduğu, dolayısıyla birinci formüle göre evrensel olmak durumunda olan yasalara bağlı olduğunun, kendi istemesine uygun eylemde bulunduğunun görülmediğini söyleyen Kant'a göre dışarıdan dayatılan (heteronom) her türlü yasa her zaman belirli bir ilgiyi de beraberinde getirmek zorundadır. Bir ilginin varlığı, kaynağı ne olursa olsun, buyruğun her zaman koşullu olmasını da zorunlu kılar ve o buyruğun ahlak yasası olmasını engeller[29].

Dolayısıyla insanın ancak kendi istemesinden kaynaklanan eylemlerde bulunması ve kendini genel yasa koyucu olarak görmesi kesin buyruğu yani ahlak yasasını mümkün kılar. Her akıl sahibi varlığın kendini ve herkes bağlayan yasalar ortaya koyması da, ortak yasalar aracılığıyla kurulan sistematik bir birliğin, Kant'ın deyişiyle Amaçlar Krallığı'nın düşünülmesi mümkün hale gelir. Kendini de bağlayan genel yasaların koyucusu olmakla bu krallığın bir üyesi olan her akıl sahibi varlık otonomisiyle, yani kendini başkalarının istemesine bağlı kılmadan yasa koyucu olarak hareket etmesiyle de krallığın başıdır[30]. Kant'ın burada ortaya koyduğu düşünce şu şekilde formüle edilir: bütün maksimler kendi yasa koymalarıyla doğanın bir krallığı olarak olanaklı bir amaçlar krallığıyla uyuşmalıdır[31]. Ya da aynı formülasyon şu şekilde ifade edilebilir: Sırf olanaklı bir amaçlar krallığının genel yasa koyucu bir üyesinin ilkelerine göre eylemde bulun[32].

III. Ahlak metafiziğinden saf pratik aklın eleştirisine doğru son adım

Bu noktaya dek ahlaklılık kavramı geliştirilmiş ve isteme özerkliğinin ahlaklılığın temelinde olduğu gösterilmiş olmakla birlikte, ahlak yasasının yani kesin buyruğun akıl sahibi varlıklar için zorunlu olup olmadığı ve özgürlüğün akıl tarafından kanıtlanıp kanıtlanamayacağı bu bölümün konusudur.

Kant üçüncü bölüme, istemenin akıl sahibi varlıkların nedenselliği olduğunu, yani istemenin dış faktörler tarafından belirlenmediğini öne sürerek başlar[33]. Akıl sahibi varlıklar dışında her şey doğa nedenselliğine tabidir. Dış faktörler tarafından belirlenmeme anlamında özgürlük, yani özgürlüğün negatif tanımı Kant'ı özgürlüğün pozitif tanımına, yani ahlaki eylemlerin kaynağının akıl olduğu savına götürür. “İstemenin özgürlüğü özerklikten başka, yani istemenin kendi kendine yasa olma özelliğinden başka bir şey değildir[34]” ve bu bütün akıl sahibi varlıklar için geçerli varsayılmalıdır. Özgürlüğün pozitif tanımından hem özgür bir isteme ile ahlak yasaları altında bir istemenin aynı şey olduğu, hem de akıl sahibi varlıkların doğadaki diğer her şeyden farklı olarak, kendilerine özgü, doğa nedenselliğinin dışında özel türden yasaları olan bir nedenselliğe bağlı olduğu çıkar. Ancak Kant bu özgürlüğü yalnızca pratik anlamda bir özgürlük fikri olarak varsaymamız gerektiğini söyler, teorik bakımdan özgürlüğün kanıtlanmasını Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi'nde ele almaz.  

Özgürlük idesi, insanın iki dünyaya ait bir varlık olarak tanımlanmasına dayanır. İnsan bir yanıyla doğa nedenselliği zincirinin kesintisiz bir biçimde işlediği fenomenal dünyaya, özgür eyleyen bir varlık olması dolayısıyla da numenal dünyaya aittir. Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi'nde bu dünyalara sırasıyla duyular dünyası ve anlama yetisi dünyası ya da düşünülür dünya adı verilir[35] (70). Kendimizi özgür olarak düşündüğümüzde kendimizi anlama yetisi dünyasına onun üyeleri olarak taşırız ve istemenin özerkliğini sonucuyla yani ahlaklılıkla birlikte kabul ederiz; kendimizi yükümlülük altında düşündüğümüz zaman ise kendimizi duyular dünyasına ve aynı zamanda anlama yetisinin dünyasına ait sayıyoruz[36]. Anlama yetisinin dünyası duyular dünyasının temelini, dolayısıyla yasalarını da içerdiğinden insan kendini aklın yasasına bağlı kabul eder; dolayısıyla anlama yetisi dünyasının yasaları insan için buyruk, bu ilkeye uygun eylemler de ödev olarak görülmelidir[36].

Özgürlüğü varsaymamız gerekirken aynı zamanda olup biten her şeyin doğa yasalarınca istisnasız belirlenmesinin de zorunlu olmasının görünürde bir çelişki yarattığı üzerinde duran Kant, bu görünürdeki çelişkinin numenal dünya ile fenomenal dünya arasındaki ayrımın görülmemesinden kaynaklandığını, özgürlüğün numenal dünyaya, doğa nedenselliğinin ise fenomenal dünyaya ait olduğunu gösterir. Ancak insan kendisini anlama yetisi dünyasında düşünebilmekle birlikte bu dünyaya dair herhangi bir şey söyleyebilme ya da özgürlüğün nasıl olanaklı olduğunu açıklama kabiliyetinde değildir. Zira ancak yasalara bağlayabileceğimiz, nesnesi herhangi bir olanaklı deneyde verilebilecek şeyleri açıklayabiliriz. Özgürlük ise olanaklı herhangi bir deneyde verilemeyecek bir idedir. O bir istemenin, yani sırf arzulama yetisinden çok farklı bir yetinin (yani kendini bir düşünce varlığı olarak, dolayısıyla doğal içgüdülerden bağımsız, aklın yasalarına göre eylemde bulunmaya belirleme yetisinin) bilincinde olduğuna inanan bir varlıkta, aklın zorunlu bir varsayımı olarak geçerlidir[37].

Kaynakça

  1. Immanuel Kant, Groundwork for the Metaphysics of Morals, ed. Allen W. Wood, New Haven: Yale University Press, 2002, s. IX.
  2. Manfred Kuehn, "Ethics and Anthropology in the Development of Kant's Moral Philosophy", Kant's Groundwork of the Metaphysics of Morals içinde, ed: Jens Timmermann, Cambridge: Cambridge University Press, 2009, s. 7.
  3. Immanuel Kant, Seçilmiş Yazılar, çev: Nejat Bozkurt, İstanbul:  Remzi, 1984, s. 8.
  4. Walter Kaufmann, İnsanı Anlamak I, çev: Aziz Yardımlı, İstanbul: İdea Yayınevi, 1997, s. 97.
  5. Roger J. Sullivan, An Introduction to Kant's Ethics, New York: Cambridge University Press, 1997, s. 2-3.
  6. Immanuel Kant, Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi, çev: Ioanna Kuçuradi, Ankara: Hacettepe Üniversitesi, 1982, s. 2.
  7. Kant, a.g.e., s. 3.
  8. Kant, a.g.e., s. 4.
  9. Kant, a.g.e., s. 7.
  10. Kant, a.g.e., s. 8.
  11. Kant, a.g.e., s. 9.
  12. Kant mutluluğun önemsiz olduğunu dile getirmekte değildir, ancak mutluluğu amaç olarak ele alan ahlak felsefelerinin aksine, mutluluğun koşulsuz bir amaç olamayacağını öne sürmektedir. Yoksa özellikle pratik antropolojiyle ilgili derslerinde gösterdiği üzere, hem insanın kendisi hem de bir bütün olarak insanlık için mutluluk pragmatik bir amaçtır. Bkz. Allen W. Wood, "Kant and the Problem of Human Nature", Essays on Kant's Anthropology içinde, ed: Brian Jacobs ve Patrick Kain, New York: Cambridge University Press, 2003, s. 52.
  13. Kant, a.g.e., s. 10-11.
  14. Kant, a.g.e., s. 12-13.
  15. 1 2 Kant, a.g.e., s. 15.
  16. Kant, a.g.e., s. 17.
  17. Knut Hamsun, Açlık, çev: Behçet Necatigil, İstanbul: Varlık, 1996.
  18. Kant, a.g.e., s. 29.
  19. Kant, a.g.e., s. 30.
  20. Kant, a.g.e., s. 33.
  21. Kant, a.g.e., s. 42.
  22. Kant, a.g.e., s. 38.
  23. Kant'ın ahlak felsefesiyle ilgili eleştirilerin önemli bir kısmı bu dört örnekle ve kesin buyruğun birinci formülasyonuyla ilgilidir. Bu eleştirilerden biri için Bkz. Kaufmann, İnsanı Anlamak I, s. 101. Ancak Wood'a göre hem Kant'ı eleştirenler hem de onu savunmaya çalışanlar birinci formülasyona gereğinden fazla önem vermişler, Kant'ın amacını yanlış anlamışlardır. Allen W. Wood, Kant, çev: Aliye Kovanlıkaya, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2009, s. 173-177.
  24. 1 2 3 Allen W. Wood, a.g.e., s. 175.
  25. Kant, a.g.e., s. 38-40.
  26. Kant, a.g.e., s. 45.
  27. Kant, a.g.e., s. 46.
  28. Ülker Öktem, "Kant Ahlakı", Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü Dergisi içinde, Cilt: 18, Yıl: 2007, s. 5.   Erişim tarihi: 03.01.2014.
  29. Kant, a.g.e., s. 50.
  30. Kant, a.g.e., sf. 51.
  31. Kant, a.g.e., sf. 54.
  32. Kant, a.g.e., s. 56.
  33. Kant, a.g.e., s. 64.
  34. Kant, a.g.e., s. 65.
  35. Kant, a.g.e., s. 70.
  36. 1 2 Kant, a.g.e., s. 72.
  37. Kant, a.g.e., s. 78.
This article is issued from Vikipedi - version of the 3/20/2016. The text is available under the Creative Commons Attribution/Share Alike but additional terms may apply for the media files.