Carter Doktrini

Jimmy Carter'ın, 1982'de ressam Herbert Abrams tarafından yapılan resmi başkanlık portresi.

Carter Doktrini ABD Başkanı Jimmy Carter'ın, 23 Ocak 1980 tarihinde, Temsilciler Meclisi ve ABD Senatosu üyelerinin katıldığı ortak oturumda, geleneksel olarak her yıl yaptığı konuşmada (en:State of the Union address) açıkladığı ve ABD'nin ulusal çıkarlarını korumak için İran Körfezinde gerekirse askeri güç kullanmaktan kaçınmayacağı yolundaki politikaya verilen isimdir.

Bu, ABD'nin, Soğuk Savaş dönemindeki rakibi SSCB'nin Afganistan'ı işgal etmesine gösterdiği reaksiyondu. Aynı zamanda SSCB'nin Basra Körfezi'nde nüfuz tesis etme gayretlarine karşı yapılan bir meydan okumaydı.

Başkan'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski tarafından kaleme alınan konuşma metnindeki şu anahtar cümleler durumu özetlemekteydi:

Pozisyonumuzu açıkça ortaya koyalım: İran Körfezi'nde kontrolü ele geçirmek için dışarıdan gelecek herhangi bir müdahaleyi, ABD'nin hayati çıkarlarına karşı bir tehdit olarak göreceğiz ve bunu engellemek için askeri güç kullanmak dahil, gereken her türlü tedbiri alacağız.

Truman Doktrini'nden ilham alarak hazırladığı konuşma metninde,[1] Brzezinski, "SSCB'nin Basra Körfezi'nden uzak durması gerektiği" şeklinde bir ifadenin de açıkça metinde yer alması konusunda ısrar etti.[2]

Yazar Daniel Yergin, Petrol: Para ve güç çatışmasının epik öyküsü[3], isimli kitabında, Carter Doktrini'nde belirtilenlerin, 1903 yılında İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Landsowne'nun Rusya ve Almanya'ya yaptığı uyarıyla çarpıcı bir şekilde benzerlik gösterdiğini söylüyordu. Gerçekten de Landsowne "İngiltere, Basra Körfezi'nde başka bir ülke tarafından askeri deniz üssü kurulmasını yahut bir limana askeri yığınak yapmasını, İngiltere'ye yapılmış ciddi bir tehdit olarak görülecektir ve gereken her tür karşılık verilecektir" diyerek, Almanya ve Rusya'yı uyarmıştı.[4]

Arka plan

İlk olarak II. Dünya Savaşı sırasında, İran Körfezi'nin ABD'nin ulusal çıkarları dahilinde olduğu ilan edilmişti. Petrol, modern ordular için o dönemde de hayati önem taşıyordu. II. Dünya Savaşı sırasında, dünyanın en büyük petrol üreticisi olan ABD, müttefiklerinin de petrol ihtiyacını sağlamıştı. Pek çok ABD'li stratejist, ABD'nin petrol rezervlerinin azalmasından korkuyor ve bu sebeple büyük petrol rezervlerine sahip Suudi Arabistan ile iyi ilişkiler kurulması gerektiğini düşünüyorlardı. 16 Şubat 1943 tarihinde, Başkan Franklin D. Roosevelt "Suudi Arabistan'ın savunması, ABD için hayati öneme haizdir" diye beyanatta bulunmuştu.[5]

14 Şubat 1945 tarihinde, Yalta Konferansı dönüşünde Başkan Roosvelt, Süveyş Kanalı'nda Büyük Acı Göl'de Suudi Kral Abdülaziz el-Suud ile buluştu. Bu, bir ABD Başkanı'nın Körfez bölgesine yaptığı ilk ziyaretti. 1990 Körfez Savaşı sırasında ABD Savunma Bakanı Dick Cheney, ikili ilişkilerde bir dönüm noktası olarak gördüğü Roosvelt-Abdülaziz el-Suud görüşmesini, Suudi Arabistan'ın sınırlarını koruma adı altında, bölgeye asker gönderilmesini meşrulaştırmak amacıyla bir argüman olarak öne sürmüştür.[6]

Körfez bölgesi, Soğuk Savaş döneminde de ABD için hayati önem taşımaya devam etti. Soğuk Savaş döneminde üretilen üç ayrı doktrin; Truman Doktrini, Eisenhower Doktrini ve Nixon Doktrini, Carter Doktrini'nin şekillenmesine yardım etti. Truman Doktrini, Sovyet Komünizmi tarafından tehdit edilen ülkelere askeri yardım yapmayı öngörüyordu. Tabi yardım, Suudi Arabistan ve İran'ın savunmasını güçlendirmeyi de kapsıyordu. 1950 yılında, Başkan Harry Truman Kral Abdülaziz el-Suud'a yazdığı mektupta şunları söylüyordu: "ABD, Suudi Arabistan'ın bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunması konusuyla yakından alakadardır. Krallığınıza karşı oluşabilecek herhangi bir tehdit, bizim yakın ilgi alanımız dışında kalmayacaktır".[7]

Eisenhower Doktrini ise, ABD'nin Orta Doğu'daki müttefiklerini, Sovyet destekli düşmanlarından korumak için gerekirse bölgeye asker gönderilmesini öngörüyordu. Nixon Doktrini ise, müttefikleri İran ve Suudi Arabistan'a askeri yardım sağlamayı, böylelikle de bu müttefiklerinin bölgede barışı sağlamalarını, başka bir deyişle, bölgedeki güç dengesinin Sovyet destekli ülkeler lehine bozulmasının önüne geçmeyi hedeflemekteydi. 1979 yılına gelindiğinde ise, İran Devrimi ve Afganistan İşgali gibi olaylar, ABD'nin, Carter Doktrini ile bölgedeki çıkarlarını korumak üzere harekete geçmeye ve gerekirse müdahaleye hazır olduğunu belirtmesine yol açtı.[8]

Temmuz 1979 tarihinde, 1979 enerji krizinin, yönetimiyle ilgili oluşturduğu "güven krizine" karşılık olarak yaptığı konuşmada, Carter tüm vatandaşlarını enerji tasarrufuna çağırarak, bu yolla ABD'nin yabancı petrol kaynaklarına olan bağımlılığının azaltılmasını istiyordu.[9] Son azamnlarda, bazı akademik çevrelerde, Carter'ın enerji planları hayata geçirilmiş olsaydı, yabnacı enerji kaynaklarına bağımlılık yüzünden yaşanmış olan bazı ekonomik sıkıntıların önüne geçilip geçilemeyeceği konusu tartışılmaya açılmıştır.[10]

Doktrin

Carter Doktrini'nin yazılı olduğu konuşma metni

Başkan Carter, kendi ismiyle anılacak doktrini açıkladığı, 23 Temmuz 1980 tarihli Kongre ve Temsilciler Meclisi'ne hitaben yaptığı konuşmasında şu argümanları ileri sürmüştür:

Afganistan'daki Sovyet askeri varlığı, çok büyük stratejik öneme sahip bölge için ciddi tehdit oluşturmaktadır: Dünyadaki tüm ihraç edilebilir petrolün 2/3'ü bölgede bulunmaktadır. SSCB'nin Afganistan'ı tahakkümü altına alma çabaları, Sovyet askeri kuvvetlerini Hint Okyanusu'na 300 mil kadar yaklaştırmış, dolayısıyla tüm dünyanın petrol ihtiyacının taşındığı, hayati öneme sahip su yolu Hürmüz Boğazı'na müdahale edebilir hale getirmiştir. Sovyetler Birliği'nin askeri kuvvetlerini burada konsolide etme çabası, Orta Doğu petrol ticareti için çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Mevcut durumu, kızgınlığa kapılmadan, etraflıca ve düşünüp, sadece kısa süreli sonuçları düşünerek değil, yıllar sonra bile yaratacağı etkileri düşünüp, kesin bir çözüme kavuşturmalıyız. İran Körfezi'nde ve Güneydoğu Asya'ya yönelik tehdidi bertaraf etmek için topyekun gayret göstermemiz gerekiyor. Bu sadece bizi ilgilendiren bir konu değil. Orta Doğu'dan gelecek petrole ihtiyacı olan ve dünya barışı ve stabilizasyon arzu eden her ülke çabamıza destek vermek zorundadır. Bu durum aynı zamanda tehdit altındaki ülkelerle yakın iş birliğini ve istişareyi gerektirmektedir.
Böyle bir durumu göğüsleyebilmek, ulusumuzun desteğini, diplomatik ve politik zekayı, ekonomik fedekarlığı ve elbette askeri yeterliliği gerektirmektedir. Hayati öneme sahip bu bölgenin güvenliğini sağlamak için, elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerekir.
Pozisyonumuzu açıkça ortaya koyalım: İran Körfezi'nde kontrolü ele geçirmek için dışarıdan gelecek herhangi bir müdahaleyi, ABD'nin hayati çıkarlarına karşı bir tehdit olarak göreceğiz ve bunu engellemek için askeri güç kullanmak dahil, gereken her türlü tedbiri alacağız.

Doktrinin uygulanması

ABD'nin o dönemde, İran Körfezi bölgesinde, bu söylenenlerin hayata geçirilmesini sağlayacak yeterli askeri gücü bulunmadığı için, Carter epey eleştirilmişti. Bu yüzden Carter yönetimi, 1979 Aralık'ından 1980 Şubatına kadar sürdürülen çalışmalar sonucunda Acil Müdahale Ortak Görev Gücü (RDJTF) oluşturmuştu. (Bu güç daha sonra CENTCOM'a dönüşüyor ve 1991'deki Çöl Fırtınası Operasyonu'nda, 1998 Aralık ayındaki Çöl Tilkisi Harekatı'nda ve 2003 Mart'ındaki Irak İşgalinde geniş ölçüde kullanılıyordu.) ABD İran Körfezi'ndeki ve Hint Okyanusu'ndaki askeri deniz gücünü arttırıyordu.

Carter'ın halefi Ronald Reagan, bu politikaları devam ettirerek daha da ileri taşıdı. Ekim 1981'de, İran-Irak Savaşı'nın patlak vermesinden sonra, Reagan ABD'nin Suudi Arabistan'ı korumak için gerekirse müdahalede bulunabileceğini söyledi. Carter, bölgeye dışardan gelebilecek tehdit ve saldırılardan bahsederken, Reagan, "bölgesel istikrardan" söz ediyordu. ABD'l, diplomat Howard Teicher'a göre, Reagan yönetiminin dillendirdiği Orta Doğu politikaları, Çöl Fırtınası Operasyonu'na da zemin hazırlamıştı.[11]

Ayrıca bakınız

Not

  1. Brzezinski, Zbigniew. Power and Principle: Memoirs of the National Security Adviser, 1977-1981. New York: Farrar, Straus, Giroux, 1983. ISBN 0-374-23663-1. pg. 444.
  2. A Cold War Legacy of Persian Gulf Conflict, Artsandmedia.net, March 19, 2003, http://www.artsandmedia.net/cgi-bin/dc/newsdesk/2003/03/18_centcom_1, erişim tarihi: 2008-10-16
  3. İş Bankası Kültür Yayınları. ISBN 9789944880631.
  4. Yergin 1991, ss. 140, 702
  5. Klare 2004, s. 33
  6. Klare 2004, s. 36
  7. Yergin 1991, s. 428
  8. Klare 2004, ss. 33–45
  9. Carter, Jimmy, Crisis of Confidence, The Carter Center, http://www.cartercenter.org/news/editorials_speeches/crisis_of_confidence.html, erişim tarihi: 2008-07-27
  10. Wheelan, Joseph (2008-07-15), "Second Hearing for Carter", Atlanta Journal-Constitution, http://www.ajc.com/search/content/opinion/stories/2008/07/15/energyed.html, erişim tarihi: 2008-07-27
  11. Teicher, Howard and Gayle Radley Teicher. Twin Pillars to Desert Storm: America's Flawed Vision in the Middle East from Nixon to Bush. New York: Morrow, 1993. pp. 145-6

Kaynakça

  • Klare, Michael (2004), Blood and Oil: The Dangers and Consequences of America's Growing Petroleum Dependency, New York: Henry Holt 
  • Yergin, Daniel (1991), The Prize: The Epic Quest for Oil, Money, and Power, New York: Simon & Schuster 

İleri okumalar

Dış bağlantılar

This article is issued from Vikipedi - version of the 7/12/2016. The text is available under the Creative Commons Attribution/Share Alike but additional terms may apply for the media files.